TEK KULLANIMLIK ZAMAN – GERİ DÖNÜŞÜMSÜZ, DEPOZİTOSUZ, KULLAN AT, BEDAVA
Zaman yönetimi diye bir şey var. Sanki yönetebilen varmış gibi. Zamanı yönetme çabası içinde boğuşurken zamana ihtiyacın olduğu için, zamansızlıktan, zamanında hareket edemediğinden dolayı ömür boyu ancak “ZAM” kısmına kadar gelebiliyorsun. O da kendini unutturmuyor zaten :)) Zamanı ancak ve ancak daha verimli hale getirebilirsin. Zamanı yönetme çabası boşa geçtiğinden, boş zamanlarının da olmamasına sebep. Elle tutamazsın, yeyip yutamazsın, stoklayamazsın. Gözle görür takip edersin. Hep peşinden koşarsın. Kovalarsın. Ama durduramazsın. Saatin pilini çıkarman gerekir. Olayı çözdüm diye düşünürsün. Pili çıkardın mı senin de pilin bitmiş demektir.
İş hayatında şu sorunun cevabı, zamanla ne kadar barışık olduğunun kanıtıdır. “Yıllık hak ettiğin izinlerini o yıl içinde sorunsuz ve eksiksiz kullanabiliyorsan zamanla barışık, eğer biriktirmek zorunda kalıyorsan “zamanla tükeniyorsun” demektir.
Şu an bu satırları okurken için rahat değil mi? Niye? Çünkü mutlusun.. Okuyorsun. Okumak güzeldir. Peki ne zaman mutsuz olursun. Harcadığın zamanın karşılığını aldığını hissetmediğin zaman. Yani, zamanı kaliteli kullanmamışsan. Vicdan azabı duyarsın. Huzursuz olursun, bu da zamanı daha kötü kullanmana sebebiyet verir. Zincirleme, çorap söküğü gibi yani.
Ayıkla Pirincin Taşını...
Zamanla barışık olmak için zaman gerekir. Haydiiiii. Zaman için zamana ihtiyaç var öyle mi? Zaten yetiremiyorduk. Şimdi ayıkla pirincin taşını. Niye ayıklıyorsun? Temiz olsun diye. Yemek kaliteli olsun diye. Dişine çarparsa taş, hele de kırarsa hayallerin yıkılır, yemek zehir olur. Yemek zevkin taşa kadardır. O zaman ne yapacağız? Yemek öncesi hazırlığımıza çok önem vereceğiz. Yani yaptığımız işin en iyisini yapmaya çalışacağız. Hayatımızdaki taşları da ayıklayacağız. Yemekteki pirinç bizim zamanımız. Onun kalitesini olumsuz etkileyen, hayattan alacağımız zevki azaltacak, hayallerimizi bizden alacak, hedeflerimizden uzaklaştıracak, bizi zamansız bırakan etkenleri ortadan kaldıracağız.
Herkesin İşi Acil.. Müsait misin? Diye Soran Yok....
Herkes her defasında ilk önce onun işi halledilsin beklentisi içinde. Ben de insanım kardeşim.. Kaça bölünebilirim? Biraz da anlayışlı olsalar ne olur sanki?
Size gelen her telefonun “müsait misiniz?” sorusuyla başlaması nasıl hissettirir kendinizi? Yaşanabilecek muhtemel çatışmaların iddia ediyorum, %90 kadarını önler. %10 oran ise “çatışmak için müsait misin?” diye başlayanlar için.
Yaptığınız işler ne kadar acilse siz o kadar kötü zaman geçiriyorsunuz demektir. Her işinizin hep “acil” tanımlamasıyla yürüyorsa değişim şart. Hele bir de önemli olmayıp acil yapılması gerekenler var ya işte onlar gerçek tüketen uğraşlar. Çünkü, ihmalden hem acil hem de önemli hale geliyorlar. Son güne kadar yatırmayı unuttuğunuz elektrik faturası mesela.
Bir günlük enerjinizin ne kadarını acil olmayan ama önemli işlere ayırıyorsanız, yolunuz o kadar açık demektir. Planladığınız şekilde düzenli yürüttüğünüz işleriniz için sizi tebrik ederiz. Herkesten daha verimli zaman geçirmenin keyfini doya doya yaşayınız. Hiç mi acil iş olmayacak? Mümkün değil. Mutlaka acil yapılması gerekenler karşımıza çıkacak. Ama enerjinizin en fazla % 20’si kadarını bu işlere harcamalısınız. Sizin için acil olmayan ancak önemli olan işlerinizi, zamanınızı en verimli şekilde kullanabilecek doğrultuda analiz eder ve planlarsanız o kadar hayatla barışık yaşarsınız. Proaktif davranıp, karşılaşabileceğiniz zorlukları önceden tespit eder ve önlem alırsanız hiçbir işiniz sizi strese sokan duruma yani “acil” hale gelmez.
Acil Serviste çalışan sağlık çalışanlarımız için bile hiçbir durum acil olmayabilir. Çünkü karşılaşılabilecek tüm taleplere karşı kurulmuş ve hasta danışmanından hastayı transfer edene, hemşiresinden hekimine kadar herkesin hangi durumda nasıl hareket etmesi gerektiğini bildiği ve önceden planlanmış süreçte sistem var demektir. İş çok önemli ancak acil değil, hızlı olunması gereken bir durum içerir. Hızlı olmak gerekir. Ancak hızlı olmak demek işlerin mutlaka acil olduğu anlamına gelmez. Hız, işin gerekliliğidir.
Kendisini ve etrafını strese sokma yeteneği yüksek arkadaşlarımız, her ortamda işlerin acil veya önemli olmasına gerek kalmadan, zamanınızın önemli bir kısmını ortamı sakinleştirmek için harcamanıza sebep olurlar. Siz hiç, “bu kadar işin arasında bir de seninle uğraşıyoruz, artık burama kadar geldi” dediğiniz ya da içinizden geçirdiğiniz bir anı yaşamadınız mı?
Tereyağından Kıl Çeken Var mı? Deneyin Çok Zevkli Bir İş...
Zamanında, zamanı, zamanla daha verimli kullanmayı başarmış atalarımız söz bulamamış demişleri ki; “tereyağından kıl çeker gibi çözeceksin işleri”.. Nasıl bir özgüvense bu inanılmaz. Bizim tereyağlarda mutlaka kıl olur. Kılla barışık üreticilerde zaman çok. Boş zamanında oturup bu sözü üretmişler. Tereyağın kıllı olması değil de kılın tereyağın içinden çıkarkenki ahengi ve kolaylığından faydalanıp hayat dersi veriyorlar. Hayata olumlu bakmak böyle bir şey olsa gerek. Zamanı, hayattan kıl çeker gibi ayıklayamak lazım. Sizin için zamanınızı kalitesiz kullanmanıza sebebiyet veren kıllardan kurtulun yani.
Nasıl Başlarsan Öyle Gidiyor....
Zaman için sızlanmayın. Zaman“sız” değilsin. Herkese eşit dağıtılmış çünkü. Senin için gün 24 saat de, diğerleri için 25 saat mi? Sahibi de yok. Benim zamanım dediğin aslında senin değil. Zamanını çaldırıyorsun mesela. Sana ait olmayan bir şey çalınamazki. Üzülme. Zamana sahip olmaya çalışma. Çırpındıkça ondan uzaklaşırsın. Zamana ayak uyduracaksın. Ayak uydurmak ne demek? Marş başladığında sol ayakla atacaksın ilk adımı. Yoksa baştan sona göze batarsın. Ahengi bozarsın. Ayak ritmini yakalamak için bir kez sekmek lazım. Biz ömür boyu doğru adımı attığımızı düşünüp başkaları bize uysun, onlar seksin önce isteriz.
X – Y – Z – Milenyum.... Zamane Çocukları İşte..
Zamane çocukları var ya. Kendimize benzetmek ve bize ayak uydurmaları için baskı kurduğumuz. X Kuşağı, Y Kuşağı, milenyum Kuşağı..... diye gidiyor. Matematikte bilinmeyenlere karşılık gelen harflerle tanımlarsak olacağı bu. Şimdi de uğraştırırlar bizi. Baştan bilinmeyenler çünkü. Onları kendine benzetmeye çalışmak gibi bir şey zamana sahip olmaya çalışmakla aynı. Uğraşma. Cümleye “biz eskiden”, “ bizim zamanımızda” diye başlayıp nasihatlarla zamanını boşa harcama. Zaman yok zaten. Devir değişti. Değişim şart. Tamamen kendi yanına çekemezsin. En fazla ortak noktada buluşabilirsiniz. Zamane çocuklarının sana ne kadar geleceği, senin ne kadar gidebileceğinle doğru orantılı.
Hepimiz İçin Tek Gerçek Nedir?
Hayat bir gün o da bugün. Şu an bu satırları yazarken şimdi gelen telefonda aldığım haber ne biliyor musunuz? Gencecik, hayatının baharında hem güzel bir eş, hem de eşsiz bir annenin uzun süredir kanser hastalığıyla verdiği mücadeleyi kaybettiğinin haberi geldi. Sen bugün hayatın gereksiz bir çok kuruntusu yüzünden hem kendine hem de etrafına negatif enerji yayıyorken o bir saat önce 6 yaşındaki biricik oğlunu tekrar bağrına basabilmenin dayanılmaz mücadelesini veriyordu. Şu an seni kemirip bitiren, hayattan soğutan, yüzünü astıran, isyan ettiren, kızdıran, yıpratan, bitiren....herşey onun için hiçbir şeydi. Yarın çocuk toprağa verecek onu. Sen en son ne zaman toprağa verdin birini. Sen toprağa verilene kadar devam edeceksin. O ana kadar her defasında hep şunu söyleyeceksin. “Hayat ne kadar boş ve anlamsız. Ne çok gereksiz şeylere kafa yoruyoruz aslında. Hayatın anlamını ve kıymetini buraya gelince anlıyoruz”. Bir gün, belki de şimdi hepsi son bulacak. Neyin kıymeti var? En son ne yaptıysan onun. Şu an yaptığın şey son mu? Bilen var mı?
Ara sıra “ARA” Verin Hayata...
İsterseniz okumaya biraz ara verin. Gidin, bir bardak su için. Pencereyi açıp derin bir nefes alın ve şükredin. Açık pencerenin yanında temiz hava almak varken her fırsatta kendini zehirleyenlerden olmayın ama sakın. Sevdiklerinizle daha çok vakit geçirin diye. Sonra en sevdikleriniz yanına gidin. Sımsıkı sarılın. Yarın bir daha birbirinize sarılamayacakmış gibi. Öpün koklayın. Sabahın akşamının, gecenin sabahının garantisi yok hiç birimizde. Bir sürü dert, sıkıntı var değil mi? Ömür boyu olmaya devam edecek. Sen sıkıntıları tamamen bitirmeye çalışmaktan kendini çoktan bitirmişsin haberin yok. Kalk Allahaşkına... Sarılacakların yanında değilse hemen ya da ilk fırsatta telefona sarıl... “Alo” demesi yeterli. “Sesini duymak benim için şu an hayatımın en güzel anı” de ona.
Milenyum Keşfi – Zaman Tüneli...
Zamanla olur her şey. Evet zamana ihtiyaç var. Zamansız olma. Ama hep ihmal edilen de o. Zamanla olur nasıl olsa... En kuvvetli ilaçların bile çare olmadığı bir çok mucizeye ilaç olur “zaman”.
Zaman zaman, zamanla barışık olduğunuz anları hatırlamaya çalışın. Şu an zamanını kaliteli hale getirecek hiçbir meşguliyetin yoksa eğer.. O zaman bir gün keşfedildiğinde çığır açacak “zaman tüneli”ne girme zamanı gelmiş demektir. Ben keşfettim. Sıra sende.
Tek başına kalacağın bir yere git ve kapa gözlerini. Zaman tünelinin içinden geçip geçmişte en çok olmak istediğin ana götür kendini. Seni en mutlu eden ana git. O ana konsantre ol ve en ince detaylarına kadar hatırlamaya çalış. Maziyi karıştırırken, aslında en çok hoşlandığınız şeyleri yaparken bulacaksınız kendinizi. Kötü şeyleri hatırlayanlar da olacak. Güzel anıları hatırlamak da marifet demekki...
Her zaman yaptığımız şeyler en çok istediklerimiz mi? Hayır.... O zaman yaptığınız veya yapmak zorunda olduğunuz her şeyi zamanınızı kaliteli hale dönüştürecek ve gelecekte hatırlayacağınız güzellikte geçirin. Yaptığınız her işten zevk alın ve hakkını verin. Hayatın keyfini çıkarmaya gayret edin. Zamanla dans edin yani.
Zaman tünelinden gittiğin yerden dönerken birkaç yere daha uğrayabilirsin. Bizim tünel yolcuğu hem parasız hem de sonsuz promosyonlu. İstediğin kadar dolaş.
Siz zaman tüneline girecek zamanı bulamayanlardan mısınız? Tabi siz çok meşgul adamsınız. Nerdeeeee.. Haftanın 7 günü televizyonda dizi veya maç seyretmek varken kendinize ayıracak 10 dakikanız bile yok. Unutmayın. Kendiniz için harcayacağınız kaliteli 10 dakika sevdiklerinizle geçireceğiniz her anın kalitesini en az 10 kat artırır.
Haydi, bugün yatmadan önde yalnızca 10 dakika, ister sevdiklerinize sımsıkı sarılın, ister seslerini duyun, ister kitap okuyun, ister zaman tünelinden geçmişteki en güzel anlarınızdan birine gidin. İsterseniz yapabilirsiniz. İsteksizmisiniz? Olabilirsiniz. Aslında isteksizde olsanız, İSTEK SİZDE.....
Günah Keçisi ZAMAN
Hayatta isteyipte elde demediklerimizin sorumlusu zaman.. Günah keçisi yani. Özeleştiri yapmak ve sizi bir adım öteye götürebilecek fırsat yerine, işin kolayına kaçıran bakış açısı. “Zamanında sizin elinizde olacaktı bu imkanlar var ya siz neler yapardınız değil mi?” Senin gözünü kararttığın, önünden geçen fırsatları yakalayamadığın, hayal aleminde dolaşmaktan hedeflerine ulaşamadığın, başarmanın en kolay yolu olan başarısızlıklardan ders çıkarıp fırsatlarından yararlanamadığın için zamanı suçla bakalım. Şimdiki zamanını da bunun için harca. Bugünün fırsatlarını yarın yakalamaya çalışmaktan, geçmişte kaçırdıklarının yakarışlarıyla kendini yıpratmaktan vazgeçip bugün şu anın tadını çıkarmaya var mısın yok musun?
Bugün akşam televizyonda o da var değil mi? Mutlaka seyret. Hiçbir bilgi ve çaba gerektirmeyen, seyredene hiçbir katkısı olmayan ama reyting rekorları kıran programı kaçırma sakın. Kolay yoldan birbirimizi gaza getirerek hayata tutunmaya çalıştığımız, her şeyi kolay yoldan elde etmeye kodlandığımız ve uyuşturulduğumuz alışkanlıklarımızla gurur duymaya devam edelim.
Geçen dönemki haberi hatırlatmak isterim. Adam kutudan 500.000 TL çıkarsa balkondan atlarım diye kızlarıyla iddiaya girip, “atladı gerçekten sayın seyirciler” haberini. Kolu bacağı kırdı. Hayatta kendi için iki adım atmayı akıl edememiş insanlar, kutudan çıkan için neler yapıyor? İnanılır gibi değil.
Geriye Sayım Başladı... Hep Beraber...
Ben sizin için geriye doğru saymaya başlarım siz zahmet etmeyin.. Siz içinizden eşlik edin. 10..9..8...7...6...2..1..0..... Açtın kutuyu ne çıktı mavi mi kırmızı mı sarı mı? Onu bilmem ama senin için ömründen bir 15 saniye kadar gitti. Zamanı boşa harcadın yani. Bu satırların sana hiçbir faydası yok. Geriye saymayı zaten biliyordun. Bak hala okumaya devam ediyorsun. Kötü hissetme kendini.
Zamanla ilgili yazı olunca “bir öğretmenin öğrencilerine, önce çakıl taşlarıyla doldurup, sonra kum taneleriyle ve en sonunda içine su koyarak kapla ilgili verdiği dersi hatırlamamak olmaz.” Doldu zannettiğiniz her defasında, farkında olmadığımız çok boşluk var aslında. Önemli olan o boşlukları önce görüp sonra da su gibi akıp gitmekte ve yolunu bulmakta.
En önemli gerçek ise, bütün insanları içine sığdıracak kadar yeri var toprağın. Kimi, ne zaman içine alır bilinmez. Sen yeter ki her an o anmış gibi değerlerinin farkında, ya da o an hiç gelmeyecekmiş gibi keyifle ve kaliteli yaşa.
İnsanlar yaşlandıkça yaşlanmaz, aslında yaşamadıkça yaşlanır....
Zaman akıp gider, beden gitse de ömür her zaman kalıcıdır. Ömrün ne kadar kalacağı ise nasıl yaşadığına bağlı.. Esas Değerin, topraktaki bir kişilik boşluğu doldurduktan sonra neyle ve nasıl anıldığın kadardır.
Saygılarımla..
Levent Galip YEŞİL / 18.11.2011