SEN, HERŞEYSİN AMA HİÇBİRŞEY DE OLABİLİRSİN..
Bir evin biricik çocuğu ya da kalabalık evin en küçüğü en nazlısı, kiminin abisi ablası, kiminin kardeşi, anne veya baba, dede veya büyükanne, müstakbel eş, okulda öğrenci, kiminin arkadaşı, kiminin sırdaşı, işsiz belki, belki de iş görüşmesinde, nihayet iş sahibi, kimi sevdalı, kimi tövbe etmiş, kimi bekleyen, kimi beyaz atlı prens, kimi umutsuz, kiminin ekmeği umut, kiminin çok parası var mutsuz, kimi parasız huzurlu zengin, kimi huysuz doyumsuz, kimi açlıkta şükrediyor sağlığına, kimi deniz derya kumsalı göremezken, kimi bir damla veya kum tanesinden ilham alıyor ....
Hayat Bir Tiyatro Sahnesi Aslında.
Hepimiz değişik zamanlarda değişik rollere bürünüyoruz. Yetenek de, çözüm de, çare de, problem de, başarı da başarısızlık da, savaş da barış da, bir de, bin de, sade de, karışık da, her şey “SEN”sin aslında. Önce kendinle barışık olacaksın. Kendine liderlik yapacaksın. Sonra aile içinde, çevrende ve iş hayatında çıkarsın herkesin karşısına. Üstündeki elbisenin kalitesiyle değil, duruşun ve bakışınla karizma yapacaksın. Aynaya baktığında fiziksel görünüşünle değil, içindeki gerçek seni görecek, onunla gurur duyacaksın. Duymuyor musun? O zaman problem var.
Uyuyor musun? Uyan Artık...
Özgüvenin düşük, davranışlarını kontrol edemiyorsan, kime, nasıl davranmak gerektiğine karar veremiyorsan, kendini boşlukta hissediyor, geleceği göremiyorsan, kendini tanımıyor, hep yerinde sayıyorsan UYAAAAAAAAAAAAAAAAN.....Silkelen artık. Hayatta var olma sebebini yani misyonunu ortaya çıkarmaya VAR MISIN YOK MUSUN?.. Hadi çıkar içindeki cevheri. Cevher mi? Bu yoklukta sende cevher mi var? Evet var. Hem de paha biçilemez.
Şimdi hayatın gerçekleri ile yüzleşip nerede olduğuna ve nereye varmak istediğine karar verme zamanı. 3 günlük dünyada ki, o 3 gün değil 1 gündür, o gün de bu gündür. Bugün neredesin? Kendine neresini yakıştırmışsan oradasın. Hiç kimseyi suçlama.
Herkesin derdi diğerinden fazla. Sıkıntılar hiç bitmiyor. Bunların üstesinden gelmek için önce eteklerimizdeki taşları döküp, sahip olduklarımıza bir bakalım.
Yoksa Polyanna Sen misin?
Polyanna adında, tüm saflığı ve güzelliği ile hayata pozitif bakmaya çalışan, ancak abartılıp idol haline getirilen küçük kızın ardına sığınıp her şeyi toz pembe göstermeye çalışanlara da aldanma. Ardından gidilecek adam kalmadı. Çizgi kahraman küçük kızın peşinden koşarsan her şey düzelecek. Yok istersen hayatın SIRrını çözer her şeyi elde edebilir ve mucizeler yaratırsın veya kuantum düşüncegücün ile gözlerini kapa çakraları çalıştır topları çevir tamamdır bu iş, tüm ağrılar negatif düşünceler uçtu gitti, ara sıra “hımmmmmm” sesi çıkarırsan kaymaklı ekmek kadayıfı olur, hiç biri olmadı ise şansın yok artık, ömür boyu hiç bir şey yemeden içmeden giymeden parasını anca biriktirip aldığın Ferrari’yi satıp dağa çıkman lazım. Ben hepsinden ortaya karışık ordövr tabak alayım.
İstersen Uçabilir misin?
Her şey, önce hayal ederek başlar ya salında. Hayal aleminde yaşamaktan gökyüzünde bir yıldız olmayı kafasına koyan ve yerde bir adım atmayı akıl edemeyenlerden olmayın. Uçaklar bile havalanmadan önce birkaç kilometre yerde yol kat edip belli bir hıza ulaşıp öyle havalanabiliyorlar değil mi? Ayaklarımız yere basmalı. Havalanmak için ne kadarlık bir hıza ulaşmamız gerektiğini yani hedeflerimizi bir netleştirelim önce. Bunu aslında Nöro-linguistik programlama yeteneklerimizle de yapabiliriz. Ancak biz basit bir şekilde şapkamızı önümüze koyarak ve kendimizle yüzleşerek yapalım...
Nereye varmak istediğinizden emin değilseniz hangi yoldan gittiğinizin bir önemi yok. Sen çok yaşa Polyanna ve bilge kedi...
Nereden Gelip Nereye Gidiyorsun?
Bugün şu an neredesin? Bugüne kadar ki seçimlerinle biraz da şansın ve kaderin cilveleriyle buraya geldin. Başına gelenlerin ne kadarını kontrol edebildin. Hayatında gerçekleşen olayların ne kadarına etkin oldu? Yaşamının ne kadarını akışına bıraktın. Yoksa hala çayıra salınıp Mevla’nın kayırdıklarından mısın?
Statün, konumun, çevren, maddi gücün, yaşın ne olursa olsun, hayatın akışını yönlendirebilirsin, yoksa akışa kendini kaptıranlardan mısın?
Haydi Artık Harekete Geçme Zamanı
Büyük mesafeler küçük adımlar ile başlar. Hayatın yükünü taşımaktan düşmüş omuzlarını geriye doğru ver, oturuyorsan doğrul, derin bir nefes al ve bunları yapmaya ya da yapmamaya başla..
Hayatta herkes işine nasıl geliyorsa sana öyle davranıyor aslında değil mi? Herkes çıkarcı, bu devirde kimseye güvenmeyeceksin. Güvenebileceğin en az bir kişi vardır. Bul onu.
Herkes de seni hep yanlış anlıyor değil mi? Kimse seni bir seferde kusursuz algılamayacak. Problem hep karşı tarafta. Empati kurmayı, farklı bakış açılarına sahip olmayı, nabza göre şerbet vermeyi ve frekansları tutturmayı bileceksin.
Trafikte her fırsatta etrafındakilerle çatışmayı bırak. Ömrün boyunca bu kişiyle bir daha karşılaşmayacak ve aracı hatırlamayacaksın bile. Aç müziği eşlik et ona. Kemerin bağlı olsun ama.
Eğitim Şart
Küçük çocuğuna büyüklük yapıyorum diye arabanın ön koltuğunda kucağına oturtup ilk ani frende cama yapışacak vaziyette seyahat ediyorsun ya.. “Bi Şey Olmaz Hastalığı”na yakalanmışsın. En kısa zamanda başına bir iş gelecek. Müneccimler bu konuda hem fikir.. Hele bir de şoför koltuğunda, direksiyon ile senin aranda pestili çıkmış, hiçbir şey olmasa da nefessizlikten gidecek çocuğun ile nasıl gurur duyuyorsun değil mi? Vay beee daha bu yaşta direksiyon sallıyor. Bu yaşta direksiyon sallayan çocuk, büyüyünce seni bile sallamıyor. Sonra “ulen biz nerede hata yaptık, o kadar da uğraştık, ne hayırsız adam oldu be” diye dövünme...
Önemli Not: Çocuk kucağında ve henüz soluksuz değilken, seni can kulağıyla dinliyorken, ilk fırsatta önündeki, arkandaki veya yanındaki aracın şoförüne küfürü bas ki, tüm iletişim kanallarını öğrenip, çocuğun toplumsal eğitim düzeyi eksik kalmasın ve zirve yapsın. “Baba, bu ne demek?” derse. Anlatırsın ona. “İyi şoför olmanın ilk şartı, karşıdakinin en uzağına hatta en bilinmedik organlarına (ör: dalak..) kadar gidebilen küfürü edebilmekten geçer” diye.
Aslında Ben Tiryaki Değilim
Sigara içme. Ha “ben içmekten zevk alıyorum amaaa” diye “huzurlu tiryakilik” yapıyorsan da o izmariti ne olur sokağa atma.
Araç kullanırken kazaya sebebiyet verecek şekilde gözün yana yana ve tek gözlü canavar şeklinde sergilediğin üstün sürücülük yeteneğin için seni tebrik ederim. Arabadaki diğer masum insanları ve hatta çocukları zehirleyerek içtiğin sigaradan zevk alıyorsan “SEN vallahi mazoşist ve bencilin tekisin”.
Sokakta yürürken içtiğin sigaranın ardında gelenlere hayatı zehrettiğini unutma. Ardından gelenler yolunu değiştiriyorlar, bak ardında kimse kalmayacak haberin olsun. Dur bir yerde öyle intihar et, pardon iç. Bu meret, hanımefendilerin eline ve ağzına da sokakta ayrıca yakışmıyor zaten.
Allah aşkına... Toplu taşıma aracına binerken elindeki izmariti yola fırlatmadan önce son bir fırtla tüm ciğerlerini doldurup son nefesi içeriye ne olur üfleme.. Yeni de yakmıştın. Yazık oldu değil mi. Aslında sigaranı söndürmekle, kendin ve sağlığın için bir ışık yaktın, biliyor musun?
Ben evde içmem abi. İçersem de balkonda gerekirse titreye titreye içerim. Evdekileri rahatsız etmem. Yok yaaa. Sen içip eve girince, o üstüne sinen kötü kokuyu ne yapıyorsun. Kendinden koku giderici özel vücut tenine mi sahipsin. Ben bu güne kadar hiç rastlamadım. Her defasında kötü kokuyorsun. Yaklaşmaaaaa çocuğuna, eşine, anne ve babana. Onlar sana sevgilerinden sesleri çıkmıyor. İğrenç kokuyorsun işte.
“Tamam bırakacağım” diye kendini kandırma. Örnekler üzerinden açıklayalım..
- Üniversiteyi kazanayım kesin bırakacağım.
- Şu tek dersi verip, okulu bitireyim kesin bırakacağım.
- Abi, kızı versinler nişanda kesin bırakacağım.
- Askerlik bitsin ertesi gün bu iş tamam.
- Evlenince kesin bırakacağım.
- Hele bir çocuğum olsun var ya, kesin bırakacağım. Daha ne olsun. İçersem ne oliyim?
- İkinci çocuk olursa artık yeter. Kesin bırakacağım.
Sağlık teklemeye başlar.
- Şu ameliyat başarılı geçsin. Daha içer miyim abi. Deli miyim ben?
Son zamanlar artık..
- Ben istediğim zaman bırakırım bu sigarayı. Esir miyim ben. Zaten tek tük içiyorum.
Ömrünüzün sonuna kadar bahanelerle yaşamaya ve kendinizi kandırmaya devam......
Ayrıca, her gün, “yarından itibaren rejime başlayanlar”, sizin durumunuz biraz daha iyi. Artık başlayın da herkes rahatlasın.
Doğa Her Şeyi Görür ve DUYAR SIZ lanmayın
Araç içinden dışarı pencereyi açıp elindeki çöpü sokağa fırlatma. Ağaç dipleri ise doğal çöplükler hiç değil. Elinde ne varsa atma oraya. Ev senin sokaklar hepimizin. Evinde nasıl davranıyorsan sokakta daha duyarlı olmalısın. Belediye temizlik işçileri maaşını hak etsin diye böyle davranan duyarsız vatandaş formatından çık hemen. Sokağın ortasında ve ağaç diplerindeki akıl almaz çöpleri temizlerken emin olun sizi ve tüm sülalenizi minnetle anıyorlardır, maaşı hak etmeme ön ayak oluyorlar diye. Unutma! Herkes kendisine yakıştırdığı layık olan şekliyle yaşar ve davranır. İster dimdik ve alnı açık, ister eğik ve sürünerek. Önce SEN, çağdaş ve medeni insanlar gibi yaşama hakkını elde etmek istiyorsan çevreye saygılı ve duyarlı olmalısın.
Bunlar Ne Kadar Zor Ama Ne Kadar Kolay Adımlar
Sabah kendin dahil diyebileceğin herkese “günaydın” de.. Küs komşunla başla. Bindiğin aracın kaptanına “hayırlı işler” de. Aracı sen sürüyorsan radyodaki DJ ile konuş “sabah-ı şeriflerin hayırlı olsun” diye içinden söyle. İş yerinde sana bugüne kadar hiç günaydın demeyen ekip arkadaşına kadar bakalım kaç kez günaydınlaşabiliyorsun.. Ben bugün saydım. Bu sabah 2 saat içinde 83 kez....
Seni kızdıracak bir probleme hemen tepki verme. Sakin ve sabırlı ol. Bugüne kadar olamadın mı? Artık ol.. Kendini ve etrafındakileri yıpratmaktan vazgeç artık. Söverek, bağırarak, vurup kırarak hangi problemi çözdün ki? Ağzının payını verip, hırpalayıp, hatta tırsıtıp karşı taraf sindi diye galip geldiğini ve sorunları çözdüğünü düşünüyorsun ya, bırak kendini kandırmayı. En çok zararı sen gördün farkında değilsin. Çoğu zaman pişman olmadın mı zaten söyleyip yaptıklarından? Bu davranışların kişisel egonu tatmin etmekten başka hiçbir işe yaramaz. Ha bundan sonraki hayatında ıssız bir adada ıssız ve işsiz hatta kimsesiz bir adam olarak yanına 3 şey değil hiçbir şey almadan yaşayacaksan doğru yoldasın. Yolun açık olsun.
Bizim zamanımızda bayramların tadı bir başkaydı? diye yakınıp duracağına, aile büyüklerini ziyaret etmek ve birlikte olmak yerine her fırsatta kaçmak ve tatil planları yapmayı bırak. Tamam tatile gidersen de bari kumsalda susuzluktan ölmeyi bekleyen binlerce deniz yıldızından birini alıp denize at ki bir hayat kurtulsun. Miskinliğin için bahaneler üretmektense taşın altına elini koymuş olursun. Bugün artık o taş elle kalkacak gibi değil aslında, ağırlığı arttı ve artık tüm vücudunla o taşın altına girmen lazım..
Sana Dokunmayan Yılan Bin Yaşamasın
Sana dokunmazsa en yakınını sokar.Bir müşteri kapmak için birbirini ezmeye çalışan gözü dönmüşlere dur de. Durduramasan bile yavaşlatırsın. Başını belaya sokmak istemiyorsun değil mi? Ara 155 hattını ver plakasını. İhtiyaç olursa mahkemede şahitlik yapacağını da söyle. Yapmıyor musun? O zaman çocukların elele tutmuş karşıdan karşıya geçiyorken bu gözü dönmüş hızla onlara doğru geliyorken panik yapma, bir şey olursa da ağlayıp sızlanma... Allah korusun...
Değişime Ayak Uydurmadan Önce
Ayak uydurulacak değişimi Sen yarat. Hayattaki hedeflerimize küçük değişimler ile ulaşabiliriz. Değişim zordur. Ancak inanın çok zor değil. Yeter ki sizin ihtiyacınız olan ve geliştirmeniz gereken yönlerinizin farkında olun ve çaba sarf edin. Hemen vazgeçmeyin. Biraz kararlı olun. Doğru bildiğiniz davranışları değişim için ne kadar zorlanırsanız zorlanın sergilemeye devam edin. Herşeyin bir bedeli var. Bedel ödemeden hiçbirşeyin sahibi olamayız.
Önce kendini sev, kendine saygın olsun. Dürüst ol. Doğrunun götürüsü yalanın getirisinden her zaman daha kıymetlidir unutma.
En Sağlıklı ve Uzun Yaşamanın Sırları Bunlar
“Keşke” deme hayatta. Hata yapmışsan ders çıkar. Bir sonraki adımı daha sağlam ve korkusuz atarsın. Her şeyi de başarmayı ver. Ara sıra başarısız ol ki başarının kıymetini bilesin. Başarısızlıklarda ödüllendir kendini. Başarısızlığın tadını çıkar. Hemen bir tatlı ısmarla kendine. Bilmediğin bir yönünü gördün, kendini daha iyi tanıdın diye... Tanıştığında en memnun olacağın kişi kendin olmalısın. Kendini ömür boyu tanımaya devam edeceksin..
Kendini tekrarlama. Rutin bir hayat seni tüketir. Çok profesyonelce yaklaşıp sanat icra edeceğim, dağa tırmanıp kendimi boşluğa bırakacağım, koroya girip şarkı söyleyeceğim, çantamı alıp diyar diyar gezeceğim.... diye stresten kurtulmaya çalışırken kendini strese sokma.. Tabi ki yapabilirsin. Daha basit başla. Eve giderken yolunu bile değiştirsen yeter. Yeter ki bugün dünden farklı en az bir şey yap. Bütçen ölçüsünde küçük bir hediye al evdeki kıymetlilerine.. Çocuklara sakız bile alsan mutluluklarını gözlerinden okuyabilirsin.
Çalışmak için yaşama, yaşamak için çalış. İşin amacın değil aracın olsun. Böyle bakarsan hayattaki misyonun “her şeyden keyif almak” olacak. Attığın adım, aldığın nefes, içtiğin bir damla su bile haz verir sana. Yeter ki sen elindekilerin kıymetini bilenlerden ol.
Şimdi Bencil Ol Biraz
Gün içinde başkaları için koştururken, kendin için de en az bir şey yap. Hayatın boyunca hep başkaları için özveride bulundun. Biraz bencil ol. Tek satır kitap okumaktan, yürüyüş yapmaya, sokakta gördüğün tanımadığın bir bebeği sevmekten, mahalledeki sevdiğin esnaf arkadaşlara “kolay gelsin” selamını vermeye, bahçedeki karganın kedi ile oynayışını seyretmekten, evde sessiz boylu boyunca yerde uzanmaya, balkona çıkıp deriiiiiin bir nefes alıp yavaş yavaş bırakmaktan, kuru fasulyenin yanına soğanı yumruklayıp cücüğünü yemeye, bir şiir okumaktan, belki de yazmaya kadar..... kendin için her gün en az bir şey yap..
Gördüğünüz gibi SEN olabilmek hayatın gerçekleri üzerine odaklanıp “elimden gelen buraya kadar” demek yerine “daha ne yapabilirim” diye kendine sormaktan geçiyor. Sağlıklı düşünürsen yapabileceğin o kadar çok şey var ki aslında. Uçmaya gerek yok. Önce küçük bir adım atacaksın. “Sen” olamazsan herkes senden “O” diye bahseder.
Hayata baktığın pencereni temiz tut. Pencereni temizlemeyi ve baltanı bilemeyi unutma. Penceren isli, baltan körelmiş olabilir.
Ay ışığında Rüzgarla Raks Ettin mi Hiç?
Hayatın rüzgarı seni istediği yöne savurmasın. Aç yelkenlerini geç dümenin başına, dans et rüzgarla, raks et gönlünce, o seni savurmasın, sen onunla istediğin yere git emin adımlarla.
Bu akşam eve gidince sevdiklerine çok sıkı sarıl. Sımsıkı. Eşinin alnına kocaman bir öpücük kondur, çocuklarınla güreş et ve gıdıkla onları. Onları çok sevdiğini söyle. Yalnız mı yaşıyorsun. Telefon et en az bir kişiye. Kişiyi sen seç. Sesini duyduğunda seni mutlu edecek en az bir kişi vardır mutlaka. Yok mu böyle biri, bir sen varsın seninle birlikte. Cep telefonundan ev telefonunu ara kendinle konuş o zaman. Telefon yok mu? Aynaya bak. Konuş gördüğün şahısla. “Bugün ve bundan sonrası bana bağlı. Yarın benim için daha güzel bir gün olacak. Ve ben suyun akışına kendimi bırakmak yerine suyun akışını değiştireceğim” de ona..
Kendine olan özgüvenin ve saygın, dünyanın sana ne kadar güvenebileceği ve saygı duyacağının göstergesidir. Hayat onun sana kattıkları değil, senin ona kattıkların kadar değer verir sana. Unutma SEN=HAYATSIN.. Herşey olabileceğin gibi hiçbir şey de olabilirsin.. Seçim SENİN....
Levent Galip YEŞİL
levyesil@gmail.com