TRAFİK, CANAVAR DEĞİL, KÜLTÜR VE HAYATTIR..
Trafik deyince hepimizin aklına ilk gelen, kötü bir anımız olsa gerek. Konu trafik olunca yazacak çok şey var. Adını canavar koyduğumuz trafik, sanki kendi başına bir varlık ve biz onu kurtlar sofrası zannediyoruz.
Trafik, yolda seyir halindeki en az iki araçtan ibaret oluşan, insanların koyduğu bir takım kurallar dahilinde yürütülmesi gereken ve birbirine bağlı bir çok halkadan oluşan uzun bir zincir ve bu zincir her birimiz kadar güçlü veya zayıf aslında.
Bir ülkenin kültürüdür TRAFİK. Bir memlekette ne kadar çok trafikte kornaya basılıyor, uyarı için birbirine selektör yapılıyor, ne kadar fazla frene basılıyor ve balatalar eritiliyorsa aslında o kadar düşük seviyededir KÜLTÜR. Hepimiz, bizim seviyemizi ölçebilecek ve bir çırpıda söyleyebilecek tecrübeye sahibiz.
Başımdan Geçen Yaşanmış Bir Hikaye..
“Eve gidiyorum. Akşam saati. Kavşakta, iki şeritli yolda, yaklaşık 120 saniye kadar bekleten ışıkta, kırmızıdan yeşile geçmeyi beklerken biraz da yorgunluktan belki, azıcık dalmışım. Daha sarıdan yeşile geçişin ilk saniyesinde arkamdaki araçtaki şoförün gözlerini açarak kornaya bir basışı vardı, görmeliydiniz.
Kafamı kaldırıp aynadan arkadaki arkadaşın ağzını okumaya başladım. Arkadaş olmasının sebebi “arkada” olmasında kaynaklı. “Arkadaş” kelimesi böyle türemiş zaten.
Arkadaki arkadaşın ağzından çıkan kelimeler “güzel kardeşim, yeşil ışık yandı fark etmedin henüz. Olsun problem değil. Biraz yorgunsun herhalde. Canın sıkkın belki. Kornaya da çok bastım kusura bakma. Rahatsızlık vermişsem özür dilerim. Haydi artık gidelim” olsun isterdim. Kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi???
Ağızdan çıkan gerçek kelimelerin derinliği “beyinle başlayıp, vücuttaki neredeyse tüm organları kapsıyordu. Çünkü en son “dalağa” kadar indi kardeş. Zaten küfür dağarcığımız o kadar zengin ki, dalak diye bilinen ve işi vücuda kan üretmek olan küçücük organımıza kadar ulaşıyoruz.
Merak ettim niye “dalak”. “Apandisit” mesela niye kullanılmıyor diye. Tahmin ediyorum sadece. “Dalak” ağzı dolduruyor. Tatmin ediyor söyleyeni. “Apandisit” sevgi sözcüğü kalır yanında. “Pankreas”ın söylenişi zor. Küfür geri teper diye cesaret edemiyorlardır kullanmaya herhalde. Neyse şaka bir yana gelelim hikayemizin devamına.
İşte O An…
Aynadan iletişim kurmaya başladığımız arkadaş için “çektim el frenini, açtım kapıyı indim aşağı”. Nasıl ama, bir çoğumuz heyecan yaptık değil mi? Hatta memlekette hiç oynanmayıp en çok satılan spor malzemesi olan “beyzbol sopasını”, bizim koyduğumuz isimle “haydarı” aldım elime zannettiniz değil mi?
İnerken arabadan, kızma hakkımı cebime koydum, benim kontak atmadan, aracın kontağını kapattım ve aracın ön kapağı olan kaputun mandalını çekerek çıktım dışarı. Arkadaki arkadaşa, elimin tersini değil, avuç içimi gösterip, “ne var lan” yerine dostluk mesajı verip “kusura bakmayın, affedin, arabam bozuldu hemen müdahale ediyorum” diyerek aracın önüne geçtim. Hızlı hareket eder gibi yaptım. Yan şerit kalabalık olduğu için benim arkamdaki aracın yanımdan geçme şansı çok azdı. Zaten o sinirle şerit değiştirmeyi de beceremedi. Toplam 25 saniye kadar yeşil ışık yandı.
Mutlu Son…
Gözüm yeşil ışığın süresinde. “5..4..3..” derken hemen kaputun kapağını kapatıp, yine elimin avuç içini göstererek hızla bindim arabama ve çalıştırdım aracı.
Ne oldu sonra?? Tabi ki kırmızı ışık yandı tekrar. Ve biz arkamdaki arkadaşımla 120 saniye daha aynadan bakıştık. Yüz ifadesi, bir arkadaşımın tabiriyle “zıpkın yemiş çupra balığı” gibiydi. Şaşkın yani.
Gerçekten bir sorun dahilinde acil bir durumu olmadığı belli olan, sadece sabırsızlığı ve canavarlığı sebebiyle hayatı hem kendine hem de bana zehretmeye çalışan arkamdaki arkadaş için umarım güzel bir anı olmuştur. Benim için öyle oldu. Yolu hep açık olsun inşallah.
Kıssadan Hisse….
Trafikte ne olur!!! her an patlayacak bomba gibi dolaşan, içinde biriktirdikleri pisliklerden oluşan çöplerini sizin üzerinize boşaltmaya çalışan ve “çöp kamyonu” diye tanımlanabilecek şahıslarla ne olur muhatap olmayınız.
Karşılaştığınız olumsuz davranışlara karşılık vermeyiniz. Herşeyi gurur meselesi yapmayınız. Kendinizi “ben dünyanın en iyi şoförüyüm” edasıyla ispatlamaya çalışmayınız. Sakin olunuz. Rahmetli Üzeyir Garih’in öğütlediği gibi “kızma hakkınızı” cebinize atınız. Biraz bekleyiniz. Strese yenilmeyiniz. Bir süre sonra da cebinizden çıkarıp çöpe atınız. Çünkü, üzerinden zaman geçmiş olayla ilgili kızma hakkınızı kullanmaya ihtiyaç duymayacaksınız.
Tekrarı Yok Hayatın.. Herşey O An Olup Bitiyor..
Trafikte sataşıp, kavga etmeyi tercih edeceğiniz kişi ve aracı inanın “HAYATINIZ BOYUNCA BİR KEZ DAHA GÖRMEYECEK, GÖRSENİZ BİLE HATIRLAMAYACAKSINIZ”. Karşıdaki psikopat mı, katil mi, hırlı mı, hırsız mı, elinde bıçağı belki de tabancası. Riske girmeyiniz ne olur.
Ben, trafikte kavga edip, ağzı burnu kırılan dahil, hiç kimsenin karşıdakine “sen haklıymışsın. Aslında dünyanın en iyi şoförü senmişsin” diyeni görmedim, duymadım.
Durum İçler Acısı.. İçim Gerçekten Acıyor..
Bizim memleketimizde, babaları kalp krizi geçirdiği için ona yetişmek amacıyla hızla giderken, yanlarından geçtikleri araçta bulunan 4 serseri tarafından, artistlik yaptıkları gerekçesiyle ilk ışıklarda yakalanıp, dövülüp, boğaza atılıp, babalarından önce öldürülen iki kardeş haberine şahit olmuş bir ülkeyiz. Ne yazık…
Gerçek yaşanmış bir anı daha..
Gözünü karartmış, yokuş aşağı son sürat aracını kullanırken, tabiri caizse “katil” gibi araba kullanan toplu taşıma aracı şoförünü aynadan farkettiğimde bir ürperti geldi içime. Yanımdan öyle bir geçtiki, yol vermesem, kesinlikle, aracıyla aracımın üstünden geçebilecek kadar uçuyordu.
Katil şoför deli gibi giderken birden aklıma, elele tutuşmuş iki kardeşin yoldan karşıdan karşıya geçtiğini hayal ettim. Kalbim duracak gibi oldu.
Alışkanlıklarımız, Önyargılarımız Var ve Değişim Şart..
Hemen aracımı sağa çektim ve telefona sarıldım. Çünkü araç kullanırken telefonla konuşmamayı alışkanlık haline getirmeye çok önem veriyordum. Ayrıca, kısa mesafe yol kat etmeme rağmen emniyet kemerimde bağlıydı. Çünkü, öğrendim ki, en fazla hasarlı kazalar kısa mesafe diye emniyet kemeri bağlanmadığı için oluyormuş.
Dönelim katil şoföre… Aradım 155 polis imdat çağrı merkezini. Uçarak giden aracı durdurmanın veya yavaşlatmanın bir yolu olmalıydı. Karşıma çıkan bayan polis memuruna tüm detaylarıyla olayı ve araçla ilgili plaka ve güzergah bilgilerini anlattım. Şikayetçi olduğumu ve acilen müdahale edilmesi gerektiğini söyledim. Polis memuru hanım, hemen en yakın ekiplere anons edeceğini ve ayrıca cezai işlem uygulanacağını söyledi.
Çok mutlu oldum. Memleketimle bir kez daha gurur duydum.
Bitmedi Henüz..
Sonra, polis memuru hanım, “Levent Bey, biz işlemleri başlatacağız, ancak, karşı tarafın her zaman itiraz hakkı var. Gerektiğinde sizin şahitliğinize ihtiyaç duyabiliriz. Yine de şikayetçi misiniz? diye sordu. Biraz da beklentisi vazgeçeceğim yönündeydi. Bir çok kişi bu durumda pes ediyormuş çünkü.
Ben, elbette, her zaman şahitlik yapabilirim dedim. Tüm iletişim bilgilerimi verdim. Alternatif telefonlar sundum. Her zaman hazırım diye bitirdim. Teşekkür etti. Gerçekten çok mutlu olduğunu hissettim.
Mutlu Son…
O günden sonra beni bu konuyla ilgili arayan soran olmadı. Benim içim rahat. Ben sorumlu bir vatandaş, bir baba, bir eş, bir dost, bir arkadaş, bir evlat, bir kul olarak üstüme düşeni yaptığım kanaatiyle huzurluyum. O şoförü durdurmayı veya yavaşlatmayı başarmış biri olarak belki de bir faciayı önlemiş olabilme ihtimali bile bir ömre bedel. Öyle zaten.
Trafik, hayattır. Ömürdür.
Her türlü duyguyu bize yaşatan, eğitim fırsatıdır. Olması gereken davranışları, sabırlı olmayı, sevgiyi, saygıyı, anlayış ve hoşgörüyü öğretir. Kendini geliştirmek isteyen için hayırlara vesiledir.
Ancak, gözlerini karartmış, kompleks sahibi, aciz insanlara ise trafikte değil, buradan bağırmak istiyorum….kocaman bir sesle “HAYIIIIIIIIIIIR”.
Unutmayınız, o canavar kişiyi ve aracı inanın, bir kez daha görmeyecek ve hatırlamayacaksınız… Canavar olan trafik değil, biziz…
Son Nokta..
Özel Halk otobüsü şoförü, elinde telefon arkadan gelen diğer halk otobosü şoförüyle konuşuyor. Bizim araç tıka basa dolu. “Yavaş gel” diyor. “Benim araçta çok yer var. Ben yavaş ilerliyorum.” Bu kadar olur. Gözü doymamış. Bir de arkadan geleni kandırıyor.
Son sürat yokuş aşağı inerken bir sakatlık çıkmasın diye en azından elindeki telefonu bırakması için uyarıda bulunan vatandaşa cevabı ne oldu sizce???
“BİRŞEY OLMAZ ABİ” Herşey kontrolüm altında…
Akşam televizyonda acı kaza haberiyle şoka girdim.
Kayseri’de üniversiteli gençleri Erciyes dağına seyahat ettiren araç kaza yaptı ve 11 gencimizi kaybettik. Bir çoğu da yoğun bakımda.. Araştırma sonucu.. Aracın trafik muayenesi yok. En kötüsü ise kış lastikleri takılı değil. Gitti gencecik evlatlar. Ateş düştü yuvalara. Yıkıldı hayatlar.
Yurdum insanının en kötü, kangren ve en bulaşıcı hastalığı olan “Bir Şey Olmaz” hastalığından tamamen arınmamız ve tedavi olmamız umudunu hiç kaybetmeyeceğim. Daha duyarlı ve tedbirli olalım, gelin “BİRŞEY OLMAZ” hastalığını hep birlikte yenelim.